Tâbi designer’e bunu demek kolaydı ama işin garip yanı yapılan eleştiriyi de paylaşıyor olmam. O da bir bakış açısı ve iyi niyetle kurulduğundan şüphe edilmeyecek cümleler. Şimdi biraz serin düşünmeli... Peki ben ne istiyorum’a yanıtlar aramalı. Ben sesli düşünürken belki başka bir fikir uyanır zihinlerinizde.. Öncelikle ben televizyon uzmanı değilim, izleyici göz ya da mobilya sahibi olarak eleştirilerim nasıl ve nerelerde toplanıyor tespitteyim: Öncelikle haber özgürlüğü ve bilme hakkımın gözetilmesini istediğimi hissediyorum, haberin düzgün bir tempo ile akması benim için önemli çünkü onu öğrenip işime bakacağım; sonra gerçekten salak yerine konmak istemiyorum, âllemi cihân olsanız beni yarım saat bile tutamazsınız televizyon başında, “seyirciye karşınıza çakmak” için yola çıkıyor olmanız kötü bundan vaz geçmenizi dilerdim. Araba, ev vermek için insanlara takla attırmasanız keşke ya da bu kadar acınacak hale düşmese bazıları; Sizin Radyo-Televizyoncu hamle ve yaklaşımlarınız insan psikolojisini alt üst ediyor farkında değilsiniz; haberin reklamını otuz kere vermek çekiciliğinin yitmesine hatta izlenmemesine neden oluyor; Bir de sanırım herkes, birazkendisini görmek istiyor ekranda, dertlerimiz ya da bizlerin gerçekten yansıtılmak istediğimizi kast ediyorum bununla. Ama ne milli bir kaynana, ne ikinci bahar kepazeliği değil kastım. Biz Anadolu insanıyız, yolunacak kaz, ya da ne verirseniz yiyecek mallar değiliz. Hedeflerinizi yeniden gözden geçirmelisiniz. Tek tek insanları mutlu etmek mümkün olamaz ama keşke hedefinizi iyi tespit etseniz. Kamu oyunu yoklasanız arada ya da anketler yapsanız... O zaman ne Post-Modern filozof Reha Muhtar’lar olur ne de Acaba halkım ne yapıyor bir bakayımzâdeZekeriyâ Beyazlarımız ne de anlam derinliği sıfır olan programlarımız... Burada yine tıkanıyorum; adam mafya dizisi çekip üniversite panellerine çağrılıyorsa, Dallas kokan garip çiftlik dizileri kopya ediliyorsa bu millette de bir sorun var demektir. Beğeni, gerçektir ki seviye ile ilişkilidir ve seviye ortadadır. Diziler ya da abartılan programlar basit bir anlatımla birer Kitch’ten ibarettir... Saçma sapan bir yarışma için insanlar birbirine düşebiliyor ise, günlerce stüdyolarda abuk sabuk tartışmalar yapılıyor ise, sorunun kaynağında farklı bir unsur yatıyor olmalıdır derim. Durum: onlar bunu verdiği için değil bunlar onu istediği için böyle kötüdür. Birileri sürekli aynı tema etrafında dolaştırılırken, bizi suya görütüp getirenler aynı zamanda dünyayı da götürmektedirler [!] Sanatçılara ya da sanatçı yelpazemize şöyle bir bakmak bile durumun vahimliğini koyar ortaya... Tiyatro sanatçılarımızın karnı sanırım Cumhuriyet Tarihinde ilk kez bu kadar doymuştur, neye rağmen sorusunu, kopya dizilerde abartılı Shakesphare’yen oyunları ile yanıtlamaktadırlar. Aynı tarz mafya babası, aynı tarz aile babası, aynı tarz gazete patronu, aynı tarz baldızın eniştesi olarak karşımıza çıkmakta sakınca görmezler biz de yeriz [!] Onlar kendi kendilerini başarılı kabul ederler. Birisini başarısı ile överseniz başarısından pay alırsınız çünkü. Takdir Makamı olmanın hazzını yaşarsınız, biz de yeriz [!] Amacı kanımca iyi olsa daRTÜK’ten bir şey beklemek hata ya da hayâl... Bu seviyesizlik, acımasızlık ve karşısındakinin yaşamını hor görme Kültür ve Milli Eğitim bakanlıklarının da taraf oldukları ciddi bir sorun aslında. Omuzlarındaki yükten habersiz olmaları ne kadar da kötü... Ne bir eleştiri ne ciddi bir izleme masası, bürosu, şefliği vd. Ne de öneri, işaret etme, yol gösterme. Hem daha da kötüsü, televizyon sahiplerinin gazetelerinde boşluğa yazı yazan televizyon eleştirmenlerinin varlığı.. Bu iş böyle olmaz, seyretmeyelim dostlarım, inanın gerisi nâfile...
Kitch: kitch Kitch sözcüğü Almanca verkicschen ucuzlatma, sanat değeri olmayan anlamına gelir. ingilizce kitch genellikle yoz sıradan, düzeysiz beğeniye seslenen ürün olarak açıklanır.
Yo hayır, kimsenin seni bu kadar ezmesine izin vermeyeceğim. Ne kadar düşünsem de hatırlayamadım geldiğin ilk günü, muhtemelen okuldaydım ben. Küçük kardeşim söylemiş olmalı. Tabi o zamanlar diğerleri gibi biz de bilmiyorduk, an gelip ne kadar önemli olacağını ya da büyük ağabey edası ile hayatımızı nasıl kaplayacağını. Gözümüzü hangi programlarla açtığımız da pek hatırımda değil ama ah ne pencereydin sen... National’di markan. Nasyonel’i duymuştum da babamdan hep doğrusunu söylemeye çalışırdım. Ben Nasyonel dedikçe küçük kardeşim inadına NATIONAAAL, NATIONALLL diye karşı çıkardı hep. Nasyonel, bir sürü ayar düğmesi ve açma kapama butonu. Nerede o zamanlar uzaktan kumanda. Kumanda evin en küçüğü. Zaten çoğunluk ona da gerek yok, kanal tek. Bas düğmeye dinle Zafer Cilasun’u, hava durumunu. Hem senin suçun değildi ki, ah o Meteoroloji yok mu! Güneş derler yağmur yağar, yağmur derler ortalığı dolu kırar geçer. E haliyle o zamanlar Cem Yılmazlar da yok meteoroloji ile idare ediyor millet. Bu meteorologlardaki ammman diiyim hali işte o günlerden. Allahtan sonra gâvur uydu yaptı da onlar da zamana uyup durumu yırttı. Seninle ne ilgisi var ki.. Hem kültürümüze sanatımıza saygın da büyüktü. Zırt pırt yayın kesilir, Necefli Maşrapa’lar mı dersin yok olmadı Peri Bacaları mı dersin ayağımıza getirmediğin güzellik mi kalırdı. Canım benim. Ya o belgesel saatlerin yok muydu o belgesel saatlerin. Ah Kaptan Kusto ah! Müslüman oldu olmadı derken, öldü gitti adam. Kendi vatandaşları bile bizim kadar ağlamadı arkasından. Senin sayendeydi inan. O deniz hıyarları, denizin dibinde sinsi sinsi yatan Manta’lar, baş aşağı uyuyan balinalar, zürefayı bile deviren aslanlar, kutup ayıları. Sen olmasan nereden bilecektik ki. Hem o, kiloyla mı alıyorlar yahu dedirten salak filimler de senin suçun değildi. 5. dünya ülkeleri için çuvalla TV filmi. Hem bir kaç filim alırız hem de hihhohhaaa. Cannes’da film festivali olur, bekle ki adam gibi bir film gelsin. Çarşaf gibi Cannes çıplakları, filmler çuvalda abi! Belki adam gibi bir çizgi film getirirler diye beklerdin çıka çıka Musti çıkar. Nefret ettirdiler çocukluğumuzdan suç senin mi sanki.. Kaz Morton’u getirmeleri de şaşırttı. Kim bilir kim kendine yakın hissetmişti de getirmişti!Sormaz bunlar çünkü, ne istersiniz ne yaparsınız diye. Ne hedefiymiş kardeşim ne vizyonu hem? Ayağı çarıklı erkân-ı hârp ne anlardı bu işten değil mi... Hani Bayburt Bayburt olalı böyle zulûm görmediydi ya, millet de millet olalı böyle zulûm görmemişti bunlardan. O kadar yazarın vardı bir o kadar da şairin ama bir o kadar da ne gerek var’ların. Senin elinden ne gelirdi ki... Onun nereye baktığı anlaşılmasa da, inadına bakardık Necdet Evliyâgil’e. Hem programın kimsenin izlemeyeceği bir dilime konması da senin suçun değildi ki... Pazar sabahı kovboy filmi, milletin mangalını kapıp dışarı çıktığı saate bale, opera ok! Milletini onlar bu kadar iyi tanıyorlar diye suç senin mi yâni... Hadi Malkoçoğlu Bizans’a saldırırken saat takar ya da arap çölünde geçen kervanı kot montlu adam kenardan seyreder anladık. Hem kol kırılır yen içinde ama Hintli adamın anasını kesmişler, bacısını dövmüşler ikinci karede kırk kişiyle gerdan kırıp dans ediyor, ne ilgisi var bunun bizim uzun ince bir yoldayımımızla. Hadi Buddha’yı bilirdik de nedir bu budalalık çıkamadık işin içinden. Hem sen nereden bilecektin ki... Ekmek karneyleydi der daha da büyükler, anlamazdık ta ki, o kadar kuyrukta bekleyene kadar hem o kadar şey yaşadık ki. Celâl Bayar, Vehbi Koç bile öldü sen hep diri kaldın. Küllerinden doğan Phoenix gibiydin, biz çöktükçe sen parladın ha parladın. Buna mı kızalım yani şimdi... Kime değdinse parlattın. Ne soytarılar ne şarlatanlar geldi geçti elinden. Millet kırılırken işsizlikten, sende çalışanları paşa gibi yaşattın diye mi kızalım şimdi.. Kimseler bilemedi bu âl-i cenâp yönünü. Bakmasan o kadar adama hâlleri ne olurdu... kim vâli çocuğu kim general oğlu ya da torunu, kim bakan torpilli. Hem adamlar doğuştan televizyoncu ise bu da mı senin suçun a Sebastian’ım benim... Sen mi tutup çektin stüdyoya, sen mi hiç ettirdin sanatı, sanatçılığı para uğruna... Hem binlerce amatör tamirci çıkmadı mı ortaya. Ya baba sen niye açıyorsun, tamirciye gidelim. Hem niye sardın o sigara jelatinini oraya? Ruhumuzu havaya uçururken evimiz odamız da havaya uçtu.. Hadi program yapamıyorsunuz gelin tamir edin mi dedin... Zaman içinde iyice iyice büyüyüp serpildin, uşak tuttun kendine. Yapıştı kumandan elimize, yoksa bunu da mı sen istedin... Tek özgün yarışma anlayışımızın, aşık atışmaları ya da bizim magandamız canımızın içidir olması da mı senin suçundu. Gelin saçma sapan diziler çevirin, boşaltalım şu milletin beynini diyen de mi sendin allah aşkına...
Karşında uyumak en büyük zevkimiz oldu milletçe, zaten uyutmaya programlanmış olman senin kabahatin mi yani. Kime değdi ise elin onlar parladı da parladı. Seni hâlâ baş köşeye koysak da, onların elinden salak yerine koydun sen bizi... Değmeyelim artık sana, hele bir de biz değdirelim [!]
Yukarıda adı geçen, tarihimizin tanığı değerli kişileri rahmet ve saygı ile anarım...
Köye televizyon yeni gelmiş. Kore Savaşı'na gidenlerin dönüşte getirdikleri radyoları dinleyen de pek kalmamış dolayısıyla. Köy bakkalı gördünüz mü hiç? Ne ararsanız vardır içerisinde he öyle ki, ziftli tahtalar ve duvarlarda boş bir cm. bile görülmez. Bir de kendisine has kokusu olur. Zeytin de sandıktadır lokum da.. Akşamları cılız bir ışık yakılır ve moda tabiri ile acanslar dinlenirdi. Televizyon hem sohbetten hem de dostluktan etti. Camgöz Abdurrahman amca almış mahallede ilk televizyonu ya, herkes doluşmuş onlara. Gelmeyin de diyemezsin ama köy hali; televizyon buzdolabının üzerinde, buzdolabı yatak odasında, Camgöz Abdurrahman çelebi ve eşi yatakta yorgan altında... Merak tüm yaşantımızın da içine etti. Evimiz, mekânımız bize göre değil de asıl sahibimize göre düzenlenir oldu... Anneannem ilk günlerde yaşmağının arkasından bakardı. Oysa çocukluğunda; aslında Kore Malı radyonun içinde insanlar vardı da, bir gece uyur gezerlikle radyonun içine giriyorum diye yağ tenekesine kafasını sokmaya çalışırken bulmuşlardı. Gözünün ucu ile bakmasını komik bulurdum o zamanlar.. Teknoloji sorunlu olma diyecek kadar geniş ufukluydum [!] o zamanlar. Anneannem hiç teknoloji özürlü olmadı.. Aslında kelimenin tam anlamı ile YABANCILAŞTIRAN teknolojinin kendisi sorunluydu... Tüm ülke bu soruna eğilmeli, eğilenleri desteklemeli...
Tavrı desteklememek mümkün değil tabiki. Ama hedefte bir sorun var sanırım. Televizyon [ki, o yaşayan bir "şey"!] ve kurmayları hiç bir zaman umursamayacaklar. Nedeni de basit aslında, bunlar için içinde bulundukları toplum önemli olmamış hiç bir zaman. Toplumun içindekiler ise hiç olamamış malesef. Şimdi sorsak birisine; bir program hazırlarken neye dikkat ediyorsunuz diye şunu diyecekler hemen "mesela 20-25 yaş, orta eğitim, şehirde yaşayanlar" Onlar için hepimiz sınıflanmış durumdayız. Düzelin! çağrısı ile birlikte "ne istiyoruz, nasıl olmalı" açılımı da yapılmalı. Atatürk günlerini, eğitim enstitülerini yaşamış bir ülkenin vitrini ve vizyonu bu olamaz sanırım. Aptal muamelesi yaptıkları doğru ama tepki göstermek insan olabilmenin getirilerinden. Seyretmiyorum demek o kadar da zor değil.. BEN SEYRETMİYORUM
Bu platformun amacı insanı insandan koparan,insanı pasif bir tüketici olarak konumlandıran,Toplum mühendisliğinin ve toplumu gütmenin aracı olan Tv ye karşı insanları bilinçlendirmektir.Bu platform mevcut siyasi hareketlerin hiç birinin temsilcisi yada uzantısı değildir.Tv nin insan üzerindeki anormal tahakkümüne karşı duran herkesin platformudur.